top of page

TÜRKİYE’DE BİTMEYECEK BİR SANCI: GELENEK VE MODERNLEŞME

“En Büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız; hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız”

                                                                                                    

 Ahmet Hamdi Tanpınar. Beş Şehir

 


      Gelenek ve Modernleşme meselesine değinirken, bu girizgah kadar içtimai bir özet bulamadım. Kuşkusuz daha iyileri de olması muhtemeldir. Ancak hiçbiri, benim bu toplumu anlamaya yönelik çabamın en büyük referansı olan Tanpınarı’ın dizeleri kadar açıklayıcı olamayacaktı. Mazimiz, insanı içinde kara delik gibi yutan ve çıkmasına izin vermeyen travmalar ile dolu. Öyle ki toplum, kendisini kara delik gibi yutan bu travmaların şuuruna bile yabancı. Gelenek ve Modernleşme kavramları da bu açıdan bakacak olursak, kendimiz üzerine düşünme serüvenimizin önemli bir halkasını oluşturmakta. Önemli olmasına karşın aynı zamanda bir “Sancı” durumundadır. Bu sancıyı bir kaçınılmaz olarak görmeye alıştırılmış bir toplumun, çektiği sancının nedenini araştırmaya burdan başlaması gerektiğine inanıyorum.


 

    Gelenek ve Modernleşme kavramları, muhtemelen hepimizin aklında belli bir kalıptadır. Gelenek geçmişte kalan, çağa ayak uydurmayan. Modern ise daha gösterişli ve daha yeni olan. Ben ise genel olarak burada kısaca “modernleşme’ye” “Modern olmaya çalışan’ın” hikayesine değineceğim. Yani bizim hikayemize.


 

     Modernleşme nedir?  Ya da biz Modernleşmeden ne anlıyoruz? “ Modernleşme, kapitalizmin gelişmesiyle ilgili, bu gelişmenin ürünü olan bir süreçtir. Kapitalizm öncesi geleneksel yapıların çözülmesi, kapitalist gelişmenin toplumsal, kültürel,kurumsal ve etik alanlarda yol açtığı değişimin bütünüdür.”(Çulhaoğlu,2022. Sf:170)  Peki kapitalizmi Batı ile özdeşleştirmek yanlış olmayacak ise Modern olan nedir? “Modern” olan Batıdır. Modern kelimesini parantez içine alıyorum çünkü batı tarafından angaje edilmiş bir olgu olmaktan öte değildir. Çünkü etimolojik olarak bugüne dair her şey Moderndir. Gelenek de öyle.  Modernleşen ise bir panik atak hali ile düzene ayak uydurmaya çalışan Batı dışı ülkelerdir. Türkiye ve Rusya buna bir örnektir. Peki Modernleşme İle Batılılaşma olgusunu birbirine bağladığımıza göre bir paradoksa değinebilirim. Yani “Sancı” dediğim işin özüne. Batı, Rönesans ile birlikte “Modern” olmaya  geçmişini dirilterek ulaşmıştır. Bu şekilde kapitalleşmiştir.  Yani Geleneğini inşaa ederek. Nedir bu Gelenek? Antik dönemdir özünde. Batı geçmişe giderek geleceğini inşaa etmiştir. Modernleşen biz ise, Geleneğini inşaa ederek ‘kendi’ gibi olan Batıya neden Geleneğimizi silerek benzemeye çalışıyoruz? Bu bir şizofreni hali değil midir?




 Modernlik Batının inşaasıdır. Rönesans, reform, aydınlanma, ulus devlet… yani Batının ürettiği evrelerdir modernlik.(dellaloğlu; sf55) Biz ise kendi içimizde böyle bir evre yaşamadan evrimini tamamlamış batıyı taklit etmekten öteye gidemiyoruz. Octavio Paz: “bir geleneğin eleştirisi, o geleneğe ait olma bilinciyle başlar” der. Yani bir kültürel hazımsızlık sürecidir modernleşme. Bizim modern olarak algıladığımız şey aslında batının geleneğidir. Yani “Sancı” halinin temelinde aslında  bu yatar.  Şık ve gösterişli bir restorana gittiğimizde Chopin yerine Dede efendi çalarsa muhtemelen yeterince modern olmadığını öne sürerek o restorana gitmeyiz. Halbuki dede efendi bizim geleneğimizdir. Chopin ise batının… Bu bir kültürel emperyalizimdir. Türkiye gibi modernleşme ülkeleri ise bu kültürel emperyalizmin yangınına odun taşımaktan başka bir çözüm bulamamıştır. Çünkü Avrupa, kendi geleneğine olan bağlılığı ile en gelenekçi toplumdur. Biz ise o gelenekçi topluma benzemek için geleneğini silen toplum…

 

      Biz modernleşerek geçmiş ile aramızda kopukluk yarattık. Biz kendimiz olarak Modern olmak yerine Batılılaşarak Modern olma yolunu seçtik. Oysa Gelenek de bir süreklilik halidir. Bugün karşılığı olmayan bir şey Gelenek sayılabilir mi? Biz kendi geleneğimizi inşaa etmek yerine Modernliğin karşısında bir düşman olarak görüp tümüyle reddettik. Mazi her zaman belleğimizde ebedidir. Bu belleği silmek bir kimlik bunalımı yaratmaktan öteye gidememiştir. Avrupada Fransız İhtilali ile buna benzer bir kopukluk yaşansa da Romantikler geçmiş zincirini tekrar birleştirmiştir. Bizde ise birleştirme çabasına giden gerçek entelektüeller Muhafazakarlık düsturu ile ötekileştirilmiştir. Gerçek entelektüeller derken  Tanpınar, Cemil Meriç, Yahya Kemal gibi isimlerden bahsediyorum. Bizde ideolojiler, ötekileştirmenin maskeleridir. “Aydınlar” ise bu maskeleri üreten bir canavar. O yüzden “Aydın” kelimesinden hoşlanmıyorum. Çünkü aydın, kendisi değildir. Entelektüel olan ise hakikatin savunucusu olmak zorundadır. Bu savunuculuğu üstlenirken de Edward said’in dediği gibi yalnızlık ve gerçek arasında saf tutmalıdır.

 

 

    Yani aslında “Modern” olmak her zaman kendin olmaktır. Modernleşme ise modern olmadığının kabulü ile başlayarak geçmişini soyutlamak. Hilmi Yavuz’un biraz abartılmış olsa da “Türkiye Batılılaşmamıştır, Oryantalistleşmiştir” sözü kısmen doğrudur. Çünkü bizde kurucu seçkinler, topluma oryantalist şekilde yaklaşmıştır. Şerif Mardin’in bahsettiği merkez-çevre gerilimi buna örnektir. Toplumun değerlerini anlayarak Modern olmak yerine Geleneği tümüyle reddetmek. “Tanzimat ile taklitçilik, Meşrutiyet ile içeriksel, Cumhuriyet ile normatif hukuksal reformlar. Hepsinin ortak problemi Batının nasıl Modern olduğuyla ilgili gözlem problemidir”  (dellaloğlu: sf 137)  Kurucu kadrolar, etkilendikleri jakoben görüşleri gereği geleneği karanlık çağlardan kalma lüzumsuz bir kalıntı olarak görerek reddetmiştir. Toplumu ileriye taşıma gayesi ile yapmış olsalar da bu yönüyle eleştiriye açık şekilde bizi beklemektedir. Oysa ki kültürel çetişlilik, kendimiz olma yolundaki en büyük zenginliğimizdir. Bu çeşitliliğimizi bir zenginlik olarak görüp bugüne yedirmek yerine reddetmemiz bir sancıdır.  O yüzden bu “Sancıyı” daha iyi okuyabilmemiz için biraz da resmi ideoloji dışına çıkabilmemiz gerekir. Ulus-Devletler, her zaman geçmişi yeniden şekillendirme yoluna gitmiştir. Yani yeniden tasarlama. Fransa örneğinde de bu görülür ancak ordaki devam zinciri bizde oluşturulamamıştır. İşin özü kendimiz olmak bu yüzden önemlidir. Orhan pamuk, Tanpınar, Şerif Mardin, Cemil Meriç, İdris Küçükömer gibi isimler tam da bu yüzden yıllarca ötekileştirilmiştir. Çünkü onlar kendi olmayı ve mazi ile köprü kurmayı tercih etti. Belki de batıdaki kopuk zinciri tamir eden romantikler gibi… Ayrıca bu isimler Batının en avangard noktalarından etkilenmiştir. Türkiyenin sözde “İlericileri” ise Batının en muhafazakar noktalarından. Bu da ayrı bir paradoks teşkil etmektedir. Proust okumak, Bergson felsefesini bilmek, bu meseleleri anlamak için bu yüzden elzem durumdadır. Batı yalnızca Durkheim’dan, Comte’dan ibaret değildir. Raymond Williams; “Gelenek, Modern bir fenomendir” der. Yani Gelenek de bugündür, Modern de.

 

 

       

 

KAYNAKÇA

 

Modernleşme ve Batıcılık, Modern Türkiye’de siyasi düşünce, iletişim yay. 2022

 

Dellaloğlu, Besim F. Modernleşmenin Zihniyet Dünyası, Bir Tanpınar Fetişizmi, Timaş yay. 2021

“                   “            Zamanın içinden, Zamanın dışından, timaş yay.  2022

“                    “           Poetik ve Politik

 

Touraine, Alain. Modernliğin Eleştirisi, Yapı kredi yay. 2004

 

Meriç, Cemil. Bu Ülke, iletişim yay. 2018

 

Armağan, Mustafa. Gelenek ve Modernlik Arasında, timaş yay. 2012

Tanpınar, Ahmet Hamdi. Beş şehir. Dergah yay. 2023

 

Tunçay, Mete. Eleştirel Tarih Yazıları. Liberte yay. 2012

 

 

 

 

 

 

 

 

142 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Kommentare


bottom of page